Siz benim rüyalarımı bilir miydiniz? Bence bilmemelisiniz. Arkadaş muhabbetlerinden küçüklük anılarından kalma ne kadar fantezik ne kadar şizofren durum varsa bilinçaltım sayesinde ortaya fışkırıyorlar. Lan şimdi buraya yazsam mı acaba? Hangi bünye kaldırabilir benim o saçma sapan sapıksı rüyalarımı? Neyse boşverelim yi akşamlar.
Merhababenküçüknotçuk: yakında 500. tıklanmaya ulaşacağım için mutluluk fışkırıyorum! ehe ehe ^^
Yıllar boyu hep bir blog açmak istemiştim, açtım ve pek de bir değişiklik olmadı. Sadece kendimi biraz daha rahat hissediyorum o kadar...
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
22 Aralık 2012 Cumartesi
Dedim ki bir çılgınlık yapıp bloguma yazayım. Negzel olmuş değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm. Aslında ne yazacağımı ben de bilmiyorum. İçimi dökecek olsam neyimi dökeceğim? Aklıma bir iki şey geliyor, hayırlısı efenim.
Kar kış kıyametin ortasında Perşembe günü The Hobbit'e gittik Lona ve Patch ile. Ay lakaplarını yediklerim. Her neyse işte, biz o muhteşem ötesi aklımızla bir de Beylicium'a gittik. O konforlu koltuklara kim hayır diyebilir? Herkes ama biz hariç. Bir baktık sadece biz varız, ayaklarımızı uzattık, yetmedi ikili koltuklarda yattık. Aslında hoş geçti zamanımız. Benimo'ya fazladan verdiğim 1 liracık nedense içime oturdu. Bu tip durumlar eşliğinde ara sıra korsan sinemacılık yaparak filmimizi izledik.
Filme gelecek olursak... İlk ne kadar sakin geçtiyse ikinci yarı o kadar güzel,mükemmel,hoş ötesi geçti. Bilbo Baggins'e aşık olduk falan. Filmin sonunda adamın Sherlock'taki Watson olduğunu fark edince öyle bir mutlu oldum ki.. ADAM WATSON LAN! Cınım binim.
Bir de bundan önceki hafta Starcity adlı outlet merkezine gittim. Gitmez olaydım. Bu dünyadaki en gür en seksi ses tonuna sahip olan SİNAN AKÇIL BEYEFENDİ oraya teşrif ettiler. Çok mesut olduk annemle, kulaklarımızın pası silindi falan. Alışverişimizi de romantik dakikalar eşliğinde geçirdik.
Böyle de güzel günler geçirdik işte. Saygılar efenim.
Kar kış kıyametin ortasında Perşembe günü The Hobbit'e gittik Lona ve Patch ile. Ay lakaplarını yediklerim. Her neyse işte, biz o muhteşem ötesi aklımızla bir de Beylicium'a gittik. O konforlu koltuklara kim hayır diyebilir? Herkes ama biz hariç. Bir baktık sadece biz varız, ayaklarımızı uzattık, yetmedi ikili koltuklarda yattık. Aslında hoş geçti zamanımız. Benimo'ya fazladan verdiğim 1 liracık nedense içime oturdu. Bu tip durumlar eşliğinde ara sıra korsan sinemacılık yaparak filmimizi izledik.
Filme gelecek olursak... İlk ne kadar sakin geçtiyse ikinci yarı o kadar güzel,mükemmel,hoş ötesi geçti. Bilbo Baggins'e aşık olduk falan. Filmin sonunda adamın Sherlock'taki Watson olduğunu fark edince öyle bir mutlu oldum ki.. ADAM WATSON LAN! Cınım binim.
Bir de bundan önceki hafta Starcity adlı outlet merkezine gittim. Gitmez olaydım. Bu dünyadaki en gür en seksi ses tonuna sahip olan SİNAN AKÇIL BEYEFENDİ oraya teşrif ettiler. Çok mesut olduk annemle, kulaklarımızın pası silindi falan. Alışverişimizi de romantik dakikalar eşliğinde geçirdik.
Böyle de güzel günler geçirdik işte. Saygılar efenim.
28 Temmuz 2012 Cumartesi
Blogum Blogum Canım Blogum!
Özlemişim yazmayı, merhabaa. Tatilim manga ve kitap okuyarak, keman çalarak geçiyor. İyi yani. Tek sorun geceleri kendimi ormandaymışım gibi hissettiren garip sesli kuşlar. Hani zaten uyuyamıyorum, üstüne tuz ekiyor resmen. Bendeki gece hayatı bu kadar.
Turkcell'e yeniden geçtim ve çok mutluyum, Vodafone o kadar da iyi değilmiş meğersem. Reklam yapıyor gibi olmayayım ama bayağı bedava kampanyaları var ve ben hepsinden yararlanıyorum, ye hu! Ehm.. Bu arada yaz tatili kafasında olduğum için şu sıralar hafiften depresyon halindeyim ki çok berbat bir şey. Hani genelde insanlar yaz aşkı yaşarlar ya, ben onun tam zıt halindeyim. Sürekli eskiden sevdiğim çocuk aklıma geliyor falan, aşırı salakça bir şey. Okul başlasa iyi olacak gibi.
Şu sıralar kafamı bozan bir iki şey var. Bazı reklamlar mesela. 118'lilerden 18 reklamı, aşırı itici geliyor. Aslında 'Çağğtay Koçtuğ' sevdiğim bir film karakteri ancak o kedi o saçma diyaloglar... Bilmiyorum çok sinir bozucu.
Hep böyle ay depresyondayım unutuldum, ay bu beni sıktı laflarını etmek hiç de hoş falan değil, biliyorum ancak şu an içinde bulunduğum durum biraz böyle.
Şu an hayatımdaki en güzel şey evde tek başına durmak.Bunun yarattığı gereksiz mutluluk çok hoşuma gidiyor ve bilgisayarım yıllardan sonra daha iyi çalışmaya başladı! Yani görüldüğü üzre güzel şeyler de olmuyor değil.
Fark ettim de eski üslubum harbiden gitti, o sanki daha da mı eğlenceliydi neydi? Aslında istifham yapmanın lüzumu yok ama naparsın kader. Buraya yazmak keyifliydi, peki nerede bizim kedi?
Turkcell'e yeniden geçtim ve çok mutluyum, Vodafone o kadar da iyi değilmiş meğersem. Reklam yapıyor gibi olmayayım ama bayağı bedava kampanyaları var ve ben hepsinden yararlanıyorum, ye hu! Ehm.. Bu arada yaz tatili kafasında olduğum için şu sıralar hafiften depresyon halindeyim ki çok berbat bir şey. Hani genelde insanlar yaz aşkı yaşarlar ya, ben onun tam zıt halindeyim. Sürekli eskiden sevdiğim çocuk aklıma geliyor falan, aşırı salakça bir şey. Okul başlasa iyi olacak gibi.
Şu sıralar kafamı bozan bir iki şey var. Bazı reklamlar mesela. 118'lilerden 18 reklamı, aşırı itici geliyor. Aslında 'Çağğtay Koçtuğ' sevdiğim bir film karakteri ancak o kedi o saçma diyaloglar... Bilmiyorum çok sinir bozucu.
Hep böyle ay depresyondayım unutuldum, ay bu beni sıktı laflarını etmek hiç de hoş falan değil, biliyorum ancak şu an içinde bulunduğum durum biraz böyle.
Şu an hayatımdaki en güzel şey evde tek başına durmak.Bunun yarattığı gereksiz mutluluk çok hoşuma gidiyor ve bilgisayarım yıllardan sonra daha iyi çalışmaya başladı! Yani görüldüğü üzre güzel şeyler de olmuyor değil.
Fark ettim de eski üslubum harbiden gitti, o sanki daha da mı eğlenceliydi neydi? Aslında istifham yapmanın lüzumu yok ama naparsın kader. Buraya yazmak keyifliydi, peki nerede bizim kedi?
9 Haziran 2012 Cumartesi
Nesquikli sütüm nerdeeaağh?!!
Bilgisayarsız hayat, 'nequikli süt'süz kahvaltılar olmadan olmaz. Yaşayamam ben.
Şu an fırsattan istifade yazıyorum. Elime bilgisayar geçer ben yazmaz mıyım yahu. Ah iyi ki 'ayol' demedim, yoksa Lonacığım bunu okuyup bana iğrenç esprimizi yapardı.
-E o zaman sen de güneşol, ahahaahahayt
gibi bir olayımız var bizim. Düşünün ne garip şizofrenileriz biz.
Şu güzel tatil günlerim Megadeth konserine gidemediğim için kendi kendimi yememle geçiyor. Onların şarkılarını dinleyip, sanki sevgilimmişçesine depresyona giriyorum. "Kesin sevdiği var bu kızın" düşüncesini koparın, sökün, dağlardan nehirlere taşıyın orada da yıkayın gitsin. Çok pis o, hııı pis seni pis,piiis.
Browni ile saçmalatmaca anlarına hoş geldiniz ama saçlamadan sonra kapanış yapmam gerek, bilgisayarın başka birisiyle randevusu var. Esen kalınız efenim,saygılar.
12 Mayıs 2012 Cumartesi
Bir arkadaşa bakmıştım aslında, hani nerde o şerefsiz?
Uzun aslında çook uzun bir aradan sonra karşınızdayım efenim. Eski üslubumu kaybetmiş gibi hissediyorum, bakalım yeni yazılarımı nasıl bulacaksınız. Neyse, ben harbiden okuyucularımı -ya da sadece blogumu- çok boşladım. Çok da üzgünüm açıkçası. Ne kasvetli bir giriş oldu, öf.
Ah, benim kadar mutlusu olamaz, sevgili okuyucular. Üstümde şu an hiçbir yük yok. Bomboş bir hayat yaşıyorum. Her gün facebook'ta mal mal takılmalar mı dersin, Şizofrenik İkizimle(Bizim Lona) okul bahçesinde yaptığımız mallıklar mı dersin, ne dersen de ama hayat çok hoş ve garip bir şekilde hızlı geçiyor. Hep böyle olmuştur lan, ne zamanki hayattan zevk almaya başlasam, bana inatmış gibi hızlıca akıp gitmeye başlıyor zaman.
En nefret ettiğim şeydir bu.
O değilde en ufak bir yeteneğim olmamasına rağmen şiir yarışmalarına katılıyorum. Güzel mi okuyorum, hayır; güzel bir sesim mi var, hayır. Sadece şiirlere karşı söndüremediğim bir ilgim var, o kadar. Sönüp gidesice. Acaba o gün sahnede ne bok yiyeceğim? REZİL OLUCAM. Çok belli arkadaş. Daha sınıfta arkadaşlarımın önünde sunumu bile sunmakta zorluk çeken, iki lafından birini kekeleyerek söyleyen biri olarak böyle bir şey yapmam aşırı derecede aptalca ve gereksizce.
Kahrolası hayat! Kahrolası sahip olamadığım özgürlük! Ne arkadaşımın doğum gününe ne de Megadeth konserine gidebiliyorum, heheheeey çok mutluyum canıım. Nah. Yahu bir insanın annesi bu kadar mı korumacı ve paranoyak olabilir? Annemden izin alma sürecinde aramızda şöyle bir diyalog geçiyor her zaman;
-Anneee! Şizofrenik İkizimin doğum günü partisi varmış, kafede kutlayacaklarmış. Gidebilirim değil mi?
+Neresiymiş orası? Bu kızın anne babası kim? Kimler gelecek? Hem nasıl bir kafe orası, ya pastanın içine uyuşturucu enjekte edip, sizi bayılttıktan sonra böbreklerini satarlarsa? Kızım dünya bu, dikkatli olmak lazım...
Hee anne, he. Ben aslında kafe diye seni kandırıp arkadaşlarımla içki içmeye gideceğim, sonra da sevgilimle buluşacağım o da beni... Hay Allah'ım, bu nasıl bir senaryo, nasıl bir kurgu yahu? Yemin ediyorum, annemi Muhteşem Yüzyıl'a yardımcı senarist olarak alsalar o reytingler uçar gider, hatta Satürn'de 3-5 tur atar da gelir...
Ah ne diyordum, maalesef Megadeth konserine gidemiyorum, hayaaat beni neden yoruyorsun, gerizekalı mahlukat. Dave reyizi görmek vardı ulan...
Bakın, sola doğru bakın. Adamdan karizma, asalet akıyor, damlıyor hatta damladıkça göl bile oluşturuyor. :(
Beni metale başlatan arkadaşımın emeğine, yüreğine sağlık, artık Psycosocial'ı dinlemediğim gün yok. Onsuz güblerim berbat geçiyor... Hem arkadaşımsız hem de müziksiz.
Nedense onda kendimi buluyorum *-* Ne bileyim, böyle aynı düşüncelere sahibiz, zevklerimiz aynı falan.
Hoş bir durum. Siyasi fikirleri benimkiyle tamı tamına örtüşen birininin olması, beni hayliyle mutlu ediyor. Böyle yani, sevgili ve çok değerli aslında yaptığım bu övgüleri okumaya bile tenezzül etmeyen blog takipçilerim. Aslında blogumu takip eden kişi sayısı 4 olarak gözüküyor ama ben daha çok olduğu ümidini kaybetmek istemiyorum. Sevgiler, saygılar, hürmetler.
Ah, benim kadar mutlusu olamaz, sevgili okuyucular. Üstümde şu an hiçbir yük yok. Bomboş bir hayat yaşıyorum. Her gün facebook'ta mal mal takılmalar mı dersin, Şizofrenik İkizimle(Bizim Lona) okul bahçesinde yaptığımız mallıklar mı dersin, ne dersen de ama hayat çok hoş ve garip bir şekilde hızlı geçiyor. Hep böyle olmuştur lan, ne zamanki hayattan zevk almaya başlasam, bana inatmış gibi hızlıca akıp gitmeye başlıyor zaman.
En nefret ettiğim şeydir bu.
O değilde en ufak bir yeteneğim olmamasına rağmen şiir yarışmalarına katılıyorum. Güzel mi okuyorum, hayır; güzel bir sesim mi var, hayır. Sadece şiirlere karşı söndüremediğim bir ilgim var, o kadar. Sönüp gidesice. Acaba o gün sahnede ne bok yiyeceğim? REZİL OLUCAM. Çok belli arkadaş. Daha sınıfta arkadaşlarımın önünde sunumu bile sunmakta zorluk çeken, iki lafından birini kekeleyerek söyleyen biri olarak böyle bir şey yapmam aşırı derecede aptalca ve gereksizce.
Kahrolası hayat! Kahrolası sahip olamadığım özgürlük! Ne arkadaşımın doğum gününe ne de Megadeth konserine gidebiliyorum, heheheeey çok mutluyum canıım. Nah. Yahu bir insanın annesi bu kadar mı korumacı ve paranoyak olabilir? Annemden izin alma sürecinde aramızda şöyle bir diyalog geçiyor her zaman;
-Anneee! Şizofrenik İkizimin doğum günü partisi varmış, kafede kutlayacaklarmış. Gidebilirim değil mi?
+Neresiymiş orası? Bu kızın anne babası kim? Kimler gelecek? Hem nasıl bir kafe orası, ya pastanın içine uyuşturucu enjekte edip, sizi bayılttıktan sonra böbreklerini satarlarsa? Kızım dünya bu, dikkatli olmak lazım...
Hee anne, he. Ben aslında kafe diye seni kandırıp arkadaşlarımla içki içmeye gideceğim, sonra da sevgilimle buluşacağım o da beni... Hay Allah'ım, bu nasıl bir senaryo, nasıl bir kurgu yahu? Yemin ediyorum, annemi Muhteşem Yüzyıl'a yardımcı senarist olarak alsalar o reytingler uçar gider, hatta Satürn'de 3-5 tur atar da gelir...
Bu ses bir daha ne zaman gelir Türkiye'ye sorarım size gardaşlarım! Kaderime çomak sokayım, çuvaldızı batırıp çıkarayım amk. |
Bakın, sola doğru bakın. Adamdan karizma, asalet akıyor, damlıyor hatta damladıkça göl bile oluşturuyor. :(
Beni metale başlatan arkadaşımın emeğine, yüreğine sağlık, artık Psycosocial'ı dinlemediğim gün yok. Onsuz güblerim berbat geçiyor... Hem arkadaşımsız hem de müziksiz.
Nedense onda kendimi buluyorum *-* Ne bileyim, böyle aynı düşüncelere sahibiz, zevklerimiz aynı falan.
Hoş bir durum. Siyasi fikirleri benimkiyle tamı tamına örtüşen birininin olması, beni hayliyle mutlu ediyor. Böyle yani, sevgili ve çok değerli aslında yaptığım bu övgüleri okumaya bile tenezzül etmeyen blog takipçilerim. Aslında blogumu takip eden kişi sayısı 4 olarak gözüküyor ama ben daha çok olduğu ümidini kaybetmek istemiyorum. Sevgiler, saygılar, hürmetler.
15 Şubat 2012 Çarşamba
Hiç bir zaman yazılarıma uygun bir başlık bulamamışımdır.
Efenim, ben en çok Naruto'yu ve sonrasında Ryuzaki'yi severim.
Ama izlemem, sadece severim ben.
|
Bu arada kızlara tatlı sürprizi yaptım onlar da seve seve yediler, afiyet olsun onlara. Şimdi buraya :) gülücüğünden koyacaktım amma çok yavşak duruyor abi, dayanamıyorum.
Neyseciğime. Ben de Minu ve Fezzy gibi anime severim. Saçları, giyimleri falan çok hoşuma gidiyor. Onları sadece severim ben, izlemem hiç. Bir gün rastlarsam izlerim ama.
Her neyse, ben bir de Vampir Günlükleri'ni severim. Ordan da en çok Damon'u severim, çok taş bir insandır kendileri. Ama en çok ilgimi çeken
karakter Klaus. Adam bildiğiniz karizma ve entrikacı. Canım benim. (k5 k5- ergen halleri)
Biraz da aşık hallerimden bahsedeyim; ben aşıkken çok mallaşırım, o kişiyi görünce ödüm bokuma karışır tabiri caizse. Bugünlerde çok sinirliyim. Olmadık zamanlarda gözlerimiz buluşuyor( yoksa bana mı öyle geliyor ytg :/ ). Garip oluyorum lan acaba hala sevsem mi falan oluyorum amma Miss Lona (bizim Yeşil'in bloğundaki takma adımsı şey), Patch ve Minu beni hemen o fikirden vazgeçiriyorlar, canlarım benim. Onlar benim en deli halimi görmüş insanlar. Gülmekten ağlamama şahit olmuşlukları da vardır. Evet, benim gülmekten ağladım oldu, Lona sağolsun.
Biz birbirimizin şizofrenik ikiziyiz, tam anlamıyla ergeniz ve malız. Kendisi çok garip bir insandır,
resmen tencere yuvarlandı beni buldu. Ben de kapak oluyorum. Yok yok, mors olmak anlamında değil, deyimdeki kapak oluyorum. Neyse bu konuyu kapatalım hiç de güzel değil.
İşte biz her şeyimizi paylaşırız, aramız iyidir falan. Patch'in Minu'nun telefonunu gasp etmek gibi garip bir huyu vardır. Oyun oynamak onda bir bağımlılık oldu, Allah sonumuzu hayretsin.
Minu'yu severim ben ya sevimli kız ayrıca bizim sap grubunun da sevgilisi olan tek üyesi. Yani bizim sap grubundan sayılmıyor bizim arkadaş grubundan kendileri. Heh böylesi daha düzgün durdu.
Aa Muhteşem Yüzyıl başladı. Ben tam anlamıyla hayranıyım dizinin.
Bir de Mehmet Günsür de katıldı ya kadroya artık izlemediğim gün kalmaz. Hürrem'ciyim ben. *.*
Diyecek başka bir şeyim kalmadı, daha doğrusu aklıma gelmedi, ben kaçayım blogumuokuyanpanpiştokontolarım.
Bir zamanlar ben sözcüklerin arasına boşluk koymadan yazardım yazımı.
Hey gidi günler heey.. Yok lan ne özleyeceğim o günleri, iyi ki kurtuldum o alışkanlıktan.
Ben günlük yazarken de böyle veda ederim sayfaya, ben kaçayım gideyim gibi ifadeler kullanırım. Eeh, yeter lan çenem düştü hadi bana eyvallah.( Eyvallah'a evolle diyen arkadaşlarım var benim bir de -.- )
Not: Sizi kimin olduğunu unuttuğum hadi yoluna eyvallaaah mutlu ol gülüm inşallah şarkısıyla uğurluyorum. Esen kalın efenim , yeni bir yazıda yeni bir günde, yeşeren umutlarlaaa görüşmek üzre...
Oh, tıkandım vallah, billah tıkandım. Vıyyh...
12 Şubat 2012 Pazar
40 yılda bir yazıyorum, eh bu da iyidir herıldın
Merhabayın, yeni bir yazıyla karşınızdayım efenim. Şuan bu yazıyı Milli Güvenlik dersinde hazırlamaktayım. Çok sıkıldığım bir derstir kendileri. Siyaseti çok sevmem de ben. Ama 5 geldi falan huu hu. Neyse...
Aa bakın, size güzel bir haberim var. Artık onu unutmaya karar verdim. Ama sadece karar verebildim; bunu yapmak istiyorum ama bir yandan da hala seviyorum Ama tam anlamıyla Sevgililer Günü'ne yalnız gireceğim için mutluyum. Arkadaşlarıma nutella almak isterdim ama o kadar para vermeye totoşum yemiyor. Tatlı bir şeyler olacağı kesin ama.
Hep de bir şeyler yazasım geliyor ve tam bunu da yazayım derken ne yazacağımı unutuyorum. Mesela facebooka bir şey yazasım geliyor ama bu sefer üşeniyorum, yazmıyorum. Bir de bakıyorum ki bir başkası paylaşmış, vay efendim 35 beğeni almış. Adaletini s**eyim kahbe dünya. Böyle iş mi olur? Ben yazsam 10 beğeni ya alır ya almaz. Neden? Çünkü popüler değilim:1. '; yavşanılacak kadar güzel ya da o rus bu da değilim. İnsanların anlayışlarını çok fazla beğenmiyorum. Bizde bir geometri hocası var. (Lütfen ay sadece 1 tane mi vaar ahjskgaksfajsfkg gibimsi bir şey yazayım demeyin, kafasını kırıp kurtlara yem olarak atarım.) Böyle konuşması biraz fazla yavaş, e hayliyle bizi dersten çok uzaklaştırıyor falan filan. Bunların yanında bazen konulması kayıyor; analitik diyeceğine analtik diyebiliyor. İlk zamanlarda iyi hoştu dersin eğlenceli (eğlencemize bak!) kılıyordu. Ama sonra kişiliği hakkında konuşuldu (ağğğbii bu hoca niye düşük verryo annnlamyrum-sarhoş gibi konuşuluyor bazen-.) Ulan tamam adam düşük not verdi bize evet de abartmaya lüzum yok. Artık hocanın üzerinden espri yapılınca az çok gülümsüyorum ama gülüşüm anında soluyor. İnsanların özellikleriyle dalga geçilmesini sevmem; o kişi en gıcık olduğum kişi olsa bile. Hani onu sevmediğimi dile getiririm ama yerden yere de vurmam. Böyleyim ben. Neyse dersimiz bitti, hocamızı uğurlamak üzere ayağa kalkıyoruz... (bizde böyle gardaş.)
Not: Şu sıralar çok fazla 'İncisel' takılıyoruz. Biz dört gişiyiz gardaş falan, selam admin gardeş filan. Bir de iiisssyyeeeeaaağğğn- Halil Sezai kafasında takılıyoruz: Evet, biz ERGENUS!
Aa bakın, size güzel bir haberim var. Artık onu unutmaya karar verdim. Ama sadece karar verebildim; bunu yapmak istiyorum ama bir yandan da hala seviyorum Ama tam anlamıyla Sevgililer Günü'ne yalnız gireceğim için mutluyum. Arkadaşlarıma nutella almak isterdim ama o kadar para vermeye totoşum yemiyor. Tatlı bir şeyler olacağı kesin ama.
Hep de bir şeyler yazasım geliyor ve tam bunu da yazayım derken ne yazacağımı unutuyorum. Mesela facebooka bir şey yazasım geliyor ama bu sefer üşeniyorum, yazmıyorum. Bir de bakıyorum ki bir başkası paylaşmış, vay efendim 35 beğeni almış. Adaletini s**eyim kahbe dünya. Böyle iş mi olur? Ben yazsam 10 beğeni ya alır ya almaz. Neden? Çünkü popüler değilim:1. '; yavşanılacak kadar güzel ya da o rus bu da değilim. İnsanların anlayışlarını çok fazla beğenmiyorum. Bizde bir geometri hocası var. (Lütfen ay sadece 1 tane mi vaar ahjskgaksfajsfkg gibimsi bir şey yazayım demeyin, kafasını kırıp kurtlara yem olarak atarım.) Böyle konuşması biraz fazla yavaş, e hayliyle bizi dersten çok uzaklaştırıyor falan filan. Bunların yanında bazen konulması kayıyor; analitik diyeceğine analtik diyebiliyor. İlk zamanlarda iyi hoştu dersin eğlenceli (eğlencemize bak!) kılıyordu. Ama sonra kişiliği hakkında konuşuldu (ağğğbii bu hoca niye düşük verryo annnlamyrum-sarhoş gibi konuşuluyor bazen-.) Ulan tamam adam düşük not verdi bize evet de abartmaya lüzum yok. Artık hocanın üzerinden espri yapılınca az çok gülümsüyorum ama gülüşüm anında soluyor. İnsanların özellikleriyle dalga geçilmesini sevmem; o kişi en gıcık olduğum kişi olsa bile. Hani onu sevmediğimi dile getiririm ama yerden yere de vurmam. Böyleyim ben. Neyse dersimiz bitti, hocamızı uğurlamak üzere ayağa kalkıyoruz... (bizde böyle gardaş.)
Not: Şu sıralar çok fazla 'İncisel' takılıyoruz. Biz dört gişiyiz gardaş falan, selam admin gardeş filan. Bir de iiisssyyeeeeaaağğğn- Halil Sezai kafasında takılıyoruz: Evet, biz ERGENUS!
28 Ocak 2012 Cumartesi
Hoşbulduuum Efenim
Merhabalar efenim bloguma hoş geldiniz.
Sordular bana neler yazacaksın diye, ne biliyim lan kafama göre takılacağım dedim.
A bu arada ağzım az bozuktur benim açtım mı ağzımı yummam gözümü yani. İçimden geldiğince yazmayı planlıyorum. Ama 10 yıllık bilgisayarla nasıl yazılır bilmiyorum, teyzemin dizüstü bilgisayarından sevgilerle.
Deli doluyumdur öyle derler bana. Bir de cana yakın, arkadaş canlısı falan da derler. Böyle diyenler canımdır benim yerim onları. Ergenim ya ben ondan yazdıklarım aşk acısı dolu olabilir, evebeynlerime karşı çıkışlarımla dolu olabilir; o yüzden okumadan önce kendinizi hazırlayın. Efenim ne zamandır ki ben liseye başladım içim açıldı, kendimi buldum sonunda. Ondan önce bir nebze de olsa içine kapanık böyle sessiz sakin salak bir kızdım. A bir de hakkımı aramayı bilmem ben, öyle bir salağım ben. Liseyle beraber karikatür sevdim ben.
Arkadaşlarım Yeşil ve Minu bulaştırdı. Onlarında blogu var ama daha ne yazdığımdan haberdar olmadıkları için linkini veremeyeceğim. Ah ne demişiz önceden ben imla kurallarına dikkat ederim hatta Google Chrome'un sözcük denetleyicisi hep açıktır. İşte ben Chrome kullanırım, en kullanışlı internet şeysi o bence.
Aşırı derecede Duman Adele ve Katy Perry severim. Bullet For My Valentine de dinlerim en sevdiğim şarkıları Your Betrayal. Minu sağ olsun o bulaştırdı bana Bullet For My Valentine'yi. Pinhani ve Halil Sezai de severim. Sezai efendi ile çok dalga geçtiler yazık ama olmaz ki böyle.
Neyse, efenim ben kitap okumayı çok severim. Piyasayı bazen geriden takip edebiliyorum ama. Şu sıralar Olasılıksız'ı okumaya başladığım gibi mesela. Ben daha başka ne severim, ne severim... Heh, yemek yemeyi ve yapmayı severim! Tabii en son 2005 yılında-böyle olmalı- bir bulgur pilavı yapmıştım sadece o var. Ama olsun yahu yaptım sonuçta.
Ah bir de çok aşığımdır ben. Valla bak. Nolan diye biri var (takma adı nolan çok orcinal :P ). Geçen yıldan beri seviyorum onu. O da biliyor onu sevdiğimi falan. Ama dedi işte ben seni arkadaşım olarak görüyorum falan filan. Keşke görmeseydin anam. Keşke. Bir de ben bunu biriyle çıkıyor diye sanıyordum kendi kendimce aşk acısı çekiyordum. Hay Allah'ım bendeki akla bak! Artık onu sevmekle mutlu olduğumu fark ettim. Sadece bu yönü üzerinde duruyorum aşkımın. Kendi kendimi üzmeye hiç gerek yok.
Böyle efenim okuduğunuz için çok teşekkürler. Tabi okunduysa.
Neyse, efenim ben kitap okumayı çok severim. Piyasayı bazen geriden takip edebiliyorum ama. Şu sıralar Olasılıksız'ı okumaya başladığım gibi mesela. Ben daha başka ne severim, ne severim... Heh, yemek yemeyi ve yapmayı severim! Tabii en son 2005 yılında-böyle olmalı- bir bulgur pilavı yapmıştım sadece o var. Ama olsun yahu yaptım sonuçta.
Ah bir de çok aşığımdır ben. Valla bak. Nolan diye biri var (takma adı nolan çok orcinal :P ). Geçen yıldan beri seviyorum onu. O da biliyor onu sevdiğimi falan. Ama dedi işte ben seni arkadaşım olarak görüyorum falan filan. Keşke görmeseydin anam. Keşke. Bir de ben bunu biriyle çıkıyor diye sanıyordum kendi kendimce aşk acısı çekiyordum. Hay Allah'ım bendeki akla bak! Artık onu sevmekle mutlu olduğumu fark ettim. Sadece bu yönü üzerinde duruyorum aşkımın. Kendi kendimi üzmeye hiç gerek yok.
Böyle efenim okuduğunuz için çok teşekkürler. Tabi okunduysa.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)